Mehabat’ın yazısıdır.

Bir kalemle destanlar yazan sanatçılar vardır. Ve bu sanatçılar, bir kitabın her bir sayfasını ustalıkla doldurarak biz okurları tatmadığımız hislerle temas ettirirler. Boş sayfaları değil, biz okurların içini doldururlar belki de. Bu yazıda, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın küçük bir tanıtımından ziyade şiirin ustanın hayatında bıraktığı etkinin kısa bir anlatımını göreceksiniz.

Ümit Yaşar 1926’da Tarsus’ta dünyaya geldi. Sıcakkanlı Akdeniz’in yetiştirdiği en karamsar şairlerden biri olacağından habersiz yaşamaya devam ederken babasının ve annesinin katkılarıyla dokuz yaşında şiirle ve asıl Faruk Nafiz ile (Çamlıbel) tanıştı. O andan itibaren kekeme bir çocuğun hayalleri, bir defterle beraber günümüze kadar ulaşan unutulmaz ve özgün şiirlere dönüşmeye başladı. Çocukluğunda yaşadığı kazalar ve şanssızlıklar, şiirlerini etkilemeye başlamıştı. Gelecek dönemde çok başarılı bir iş hayatı olsa da Ümit yazarkenki yalnızlığı; kalabalık sokaklar ve binalar arasındayken çok özlüyordu. Bu sebeple iş hayatının 30. yılında kendi isteğiyle emekli oldu. Böylece her daim devam ettiği şairliğe dört kolla sarılabilirdi. Fakat asıl yıkıcı hatıralar bundan sonra başladı.

Geride binlerce şiir bırakmış olan Ümit Yaşar Oğuzcan; çoğu zaman umutsuzluk, ölüm ve acılarla yürekleri dağlayan şiirleriyle karamsar bir insan motifini kafamızda canlandırır. Zamanla bu karamsar şiirler onun ruhunu sarmaya başladı, çevresini ve özellikle karısını ve çocuklarını kendi acılarına hapsetmişti adeta. Bu durum onun artık sevdikleriyle olan bağının azalmasına neden olmuştu ve birçok darbe almaya başlamıştı. Ümit Yaşar Oğuzcan’a asıl darbe ise, hiç beklemediği yerden, ölüme saplantılı oğlu tarafından geldi. Oğlu; onlarca kez intihar etmeye kalkışan Ümit Yaşar Oğuzcan’a bir ders verdi adeta, bir hayat dersi belki de. O gün Galata Kulesi’ne çıktı ve bir son yazdı kendine. Galata Kulesi’ndeki kalabalık, yere bir kibrit düşmüşcesine umursamaz bir tavırla seyrediyordu Ümit’in en büyük yangınını. Vedat kendisini Galata’dan aşağı salmıştı cebinde kanlı bir notla beraber:
“Baba Öyle İntihar Edilmez,Böyle Edilir.”
Bunun üzerine yıllar boyunca unutulmayacak o şiir döküldü şairin kaleminden. Ümit Yaşar belki de okunmak için değil de konuşmak için yazmıştı bu satırları:
‘’6 Haziran 1973
Pırıl pırıl bir yaz günüydü
Aydınlıktı, güzeldi dünya
Bir adam düştü o gün Galata Kulesi’nden
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Ömrünün baharında
Bütün umutlarıyla birlikte
Paramparça oldu
Bir adam,benim oğlumdu…
Şair kağıda yaşanmışlıkları karalar derler ama bence Ümit Yaşar yazdıklarıyla kendi dünyasını yarattı ve yarattığı dünyanın sonuçları onun kalemini daha güçlü ve anlamlı kılsa da, kimsenin dayanamayacağı büyüklükteydi. Yani kalemiyle kendi hayatını çizmek dersek çok da hata etmiş olmayız şairimiz için.