Güliz Bulut’un yazısıdır.

Hande Doğandemir’in yutkunuşuyla geleceğin belirsizliğini, Haluk Bilginer’in titreyerek çıkan nefesiyle geçmişi açıklayamamanın çaresizliğini ve Ali Atay’ın bağırırken incelen sesiyle affedemeyen ama babasıyla barışmak isteyen bir oğlun hikayesini anlatan Nuh Tepesi 6 Mart 2020 tarihinde vizyona girdi. Senaristliğini ve yönetmenliğini Cenk Ertürk’ün yaptığı film Tribeca Film Festivali’nden Cenk Ertürk’le “en iyi senaryo” ve Ali Atay’la “en iyi erkek oyuncu” ödülleriyle dönerken, Adana Film Festivali’nde de “en iyi film” seçildi. 

“Nuh Tepesi”, yıllar önce oğlunu (Ömer – Ali Atay) ve eşini terk ederek Fransa’ya giden bir babanın (İbrahim – Haluk Bilginer) ölümünü beklerken ülkesine geri dönmesi ve çocukluğunda diktiği ağacın altına defnedilmek istemesiyle başlıyor. İddia edilen ağacın bölge insanı tarafından “kutsal” kabul edilmesi ve Nuh Peygamber tarafından dikildiğine inanılması sebebiyle hikayenin iki tarafı ortaya çıkıyor. Bir tarafta baba-oğul ilişkisi, babasına şüpheyle yaklaşan Ömer’in babasının doğruyu söyleme ihtimaliyle bile haklarını arama mücadelesi ikili ilişkiler üzerinden anlatılırken, diğer tarafta ülkenin anlayışını yansıtacak “kutsallaştırma ve kutsal üzerinden kazanç”, mülk üzerine hak iddia etme ve hak arama sürecinde kabul edilmiş usulsüzlükler toplumsal bir açıdan ele alınıyor.  

Kimsenin haklılığından da haksızlığından da emin olunamayan bir hikayede kimsenin nefretinden ve sevgisinden de emin olamadan kendi geçmişiniz üzerinden haklınızı haksızınızı seçiyorsunuz. Hayatında salt nefret ya da sevgi hissedemeyenlere, affedemese de barışanlara, haklı olmanın ihtimaliyle hak arayanlara iyi seyirler…