Ufuk Işık’ın yazısıdır.

Duygular…  Müziğin hayatımızda var olmasının temel sebeplerinden biri, anlam vermekte zorluk çektiğimiz duygularımızı anlatmaya çalışmaktır. İşte Blues da çok güçlü bir duygudan gelmektedir. Mississippi deltasının kuzeyinde, New Orleans civarında kolonileşmiş olan azınlığın, ezilmişliğinden gelen çok güçlü bir isyan duygusundan gelir. O kolonileşmiş azınlığın, ellerindeki enstrümanlarla kendi Afrika müziklerini temel alarak harmanladıkları nam-ı diğer ahenksizliğin ahengidir Blues.  

Neredeyse bin yıllık özlere tutunan bu etnik müzik türü,oluşumundaki Afrika kökleriyle beraber birçok müzik türünden ilham alarak günümüz modern müziğinin kilometre taşlarından birini oluşturmuştur. Güçlü ve karışık ritim yapısıyla yüksek enstrümantal yetkinlik gerektirir. Gitar, mızıka ve piyano Blues müziğin ana enstrümanlarıdır. Daha sonrasında trompet gibi güçlü bir üflemeli aileye katılmıştır. 

Blues’dan bahsederken Jazz müzikten de bahsetmeden bu türü tam manasıyla anlatamayız. Çünkü ilginçtir ki; Blues’un tam manasıyla kendini bulması kardeşi Jazz’dan keskin çizgiyle ayrıldığı 1930’lara dayanır. 1600’ların başında Amerika’ya getirilen Afrikalı göçmenlerin çalışırken ritim tutarak oluşturduğu müzik, 300 yıl sonra beraber geliştiği Jazz dan ayrılıp klasik Blues halini alır. Bu dönemde hem Jazz hem de Blues ezgilerini ustalıkta icra eden Louis Armstrong, kulübelerden, atölyelerden çıkan bu avam müziğin büyük salonlara geçmesindeki sürecin en önemli sanatçılarındandır. Ella Fitzgerald ve B.B. King de bu dönemde isimlerini tüm dünyaya duyuran, dönemin önde gelen sanatçıları arasında yer alır.

Yazımın sonlarına gelirken sizlere naçizane benim de dinlemekten keyif aldığım 5 parçalık Blues playlistiyle sizlere iyi dinlemeler diyerek veda etmek isterim. 

Louis Armstrong- Saint Louis Blues
Muddy Waters- Rollin Stone
B.B King- The Thrill is Gone
Ella Fitzgerald- Blues in the Night
Bobby Darin- Mack the Knife