Gizem Tunaboylu’nun yazısıdır.

Netflix’in 26 Mart 2020’de yayınladığı Alman yapımı mini dizi Unorthodox, Brooklyn’den Berlin’e, Satmar cemaatinden müziğe ve özgürlüğe uzanan bir hikayeyi konu alıyor.

Dört bölümden oluşan dizi 2012 yılında Deborah Feldman’ın yazdığı ‘Unorthodox: The Scandalous Rejection of My Hasidic Roots / Ortodoks olmayan: Hasidik Kökenlerimi İnkâr Ediş Skandalım’ adlı hatıra kitabına dayanıyor.

Yapımcılığını ve senaristliğini Anna Winger ve Alexa Karolinsky’nin üstlendiği dizinin yönetmenliğini ise Maria Schrader yapıyor. Hepsi Yahudi kadınlardan oluşan bu ekip, böylesine katı bir cemaatte yaşamanın ilk kez kadın gözünden anlatılmasının önemine parmak basıyor.

İsrailli aktris Shira Haas’ın hayat verdiği 18 yaşındaki Esty karakteri saçını kazıtıp peruk takarak, birçok geleneğin, dini ve katı kuralların hâkim olduğu Brooklyn’in Satmar cemaatine yeni gelin olarak giriş yapar. Önünde uzanan ve toplum tarafından belirlenen yaşama adapte olmaya çalışsa da kendi deyimiyle “farklı” oluşunu daha fazla göz ardı edemez ve Berlin’e sığınır.

Dizi boyunca Berlin-New York arasında mekik dokurken bir yandan da flashbacklerle Esty’yi her şeyi arkasında bırakarak Berlin’e kaçmaya iten nedenleri daha net görüyoruz. Yine bu geçişler, Williamsburg’taki cemaatinde geçirdiği tutucu zamanla Berlin’in özgür ve laik yaşamını karşılaştırmaya açıyor.

Dizide, akıllı telefonun ve internetin yasak olduğu kapalı dünyasından Berlin’e gelen ve orada kendisine müzisyen arkadaşlar edinen Esty’nin şehre uyum sağlamasını adım adım izliyoruz. Yeni arkadaş grubu sayesinde Esty’nin her zaman içinde olan fakat topluluğun kuralları gereği bir sır olarak tutması gereken müzik tutkusu da açığa çıkıyor. Hayatında ilk defa arkadaşlarının provasında öteden beri hayran olduğu müzik dünyasına bu kadar yakından bakan Esty bundan sonraki her karşılaşmada müziğe gözleri dolarak tepki veriyor ve belki de bu yoğun duygulanma anları ona hayalinin peşinden gitme cesaretini sağlıyor.

Berlin’in kentsel mekanlarını hem yepyeni bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan Esty’nin kuşkulu gözlerinden hem de şehre ait olan müzisyen grubunun gözlerinden keşfediyoruz. Sanatın ve özgürlüğün şehri Berlin’i iki farklı eksende seyretmek apayrı bir keyif sunuyor.

Sürükleyici ve güçlü hikayesiyle izlemeye değer bir yapım olduğu kesin. Şimdiden iyi seyirler!