1989 yılının Ağustos ayında Sovyet Rusya Mihail Gorbaçov liderliğinde glasnost (açıklık) dönemindedir. Bu dönemde Demir Perde kalkar, Batı’yla ilişkiler gelişir, ülkedeki birçok kısıtlama yürürlükten kaldırılır. Bu gelişmelerin bir parçası olarak Moskova’da daha önce pek örneğine rastlanmamış bir müzik festivali düzenlenir. Uzun yıllar Sovyet Rusya’da yasaklı olan rock müziğin büyük isimleri Bon Jovi, Ozzy Osbourne, Mötley Crüe gibi isimlerin yer aldığı Barış ve Müzik Festivali’nin headliner’larından biri de Scorpions’tır. 

Soğuk Savaş’ın en gergin dönemlerinde Batı Almanya’da doğup büyümüş Scorpions üyeleri için Batı ve Doğu arasındaki farklılık her zaman hayatlarında bir yer kaplamıştı. Grubun vokalisti ve şarkı yazarı Klaus Meine’nin deyimiyle “Scorpions bu konular hakkında şarkı yazan bir grup değil, bu konuların parçası olan bir gruptu.” 1989 yılında festival için Moskova’ya gittiklerinde de ülkedeki büyük değişimi hissediyorlardı. Konserde Lenin Stadyumu’nu dolduran yüz bin kişinin gösterdiği ilgi Scorpions için dünyanın gözleri önünde değiştiğinin bir göstergesiydi. 

Festivalde ve Rusya’da gördüklerinden çok etkilenen Klaus Meine konserden sonra Wind of Change’i yazmaya başlar. Şarkının başındaki ıslık melodisi konserin ertesi günü kafasında oluşur. Yeni albümleri Crazy World’ü kaydederken de Wind of Change’in albümde yer almasına karar verirler. Wind of Change dünya çapında bir satış başarısı kazanır. On dört milyon single satışına ulaşması ve onlarca ülkede bir numara olmasının yanında şarkı; Berlin Duvarı’nın yıkılması, Sovyetler Birliği’nin dağılması gibi olayların da soundtrack’i halini almıştır.

2010 yılında New Yorker yazarı Patrick Radden Keefe bir arkadaşından bir dedikodu duyar. Dedikoduya göre Wind of Change, Sovyetler Birliği’ndeki değişimi cesaretlendirmek için CIA tarafından yazılmıştır. Aradan geçen on yılda bu dedikodunun doğruluğunu araştıran Keefe, öğrendiklerini bir podcast’le aktaracak. İsmini şarkıdan alan podcast’te dönemin CIA elemanları ve müzisyenleriyle röportajlar, pop müzikte gizlenmiş propaganda tarihi, kültürel ve politik tarihin birbirine karışması yer alıyor. 11 Mayıs’ta sekiz bölümü birden yayınlanacak Wind of Change müzik dünyasını derinden etkileyecek bir belgesel-podcast örneği olmaya aday.