Göksu Köse’nin yazısıdır.

Neo-soul, disko pop, hip-hop gibi tarzları genellikle caz armonileriyle kurduğu bir temelin üstüne inşa ederek İngiliz müzik sahnesinde kendine özgü bir yer ve sadık bir hayran kitlesi edinen Tom Misch; bundan iki sene önce yayınladığı “Geography” albümüyle oldukça ses getirmiş ve “Disco Yes”, “South of the River” gibi radyo dostu parçalarla ana akım müzik içerisinde de beğeni görmüştü.

Geçtiğimiz aylarda dijital platformlarda yerini alan “What Kinda Music” ise, bu son kayıtla birlikte yalnızca iki albümden oluşan Tom Misch diskografisinde sanatçının müzikal hayatında gelecekte hangi sularda gezebileceği konusunda bizlere kimi ipuçları verirken, 2018’de dinleyicinin beğenisine sunulan Geography’ye kıyasla zannımca daha özgün ve çok katmanlı bir yapıt niteliği taşıyor.

Öncelikle şuna değinilmesi gerek ki; “What Kinda Music” Tom Misch kadar Yussef Dayes’in de elinden çıkmış bir eser. Yussef Dayes’i ise 2010’lu yıllarla birlikte adından iyice söz ettirir olmuş olan İngiliz caz sahnesinden tanıyoruz. Dolayısıyla albümü değerlendirirken yükselişte olan bu akımı tartışma eksenine dahil etmemek yanlış olur.

Yeni İngiliz caz müziği, geleneksel caz ile yok denecek kadar az sound benzerliği taşımasına rağmen 60’lı yılların sonunda cazın iyiden iyiye yüklenmiş olduğu yenilikçi felsefeyi kendine rehber edinmiş durumda. Bahsi geçen yıllarda caz müzisyenlerinin devrin yükselen yıldızları funk ve rocktan etkilenerek ortaya koydukları “jazz fusion” türüne ek olarak, İngiltere’deki kabiliyetli bu jenerasyon yelpazelerine kimi hip-hop kalıplarını ve elektronik müziğin getirdiği tınısal nimetleri başarıyla katıyor. Sonuç olarak; Güney Londra’nın bağrından çıkan bu yepyeni hareketin etkilerini, Tom Misch’in buna uzak durmamasından ve Yussef Dayes’in de doğrudan içerisinde yer almasından ötürü What Kinda Music’te görebilmek mümkün.

Albüm ilk andan itibaren dinleyicisini muhteşem bir ses mühendisliği işiyle baş başa bırakıyor. Başarılı panlamalar dinleme deneyiminin kalitesini belirli bir noktaya çekmeye başarmış, burada ise enstrümanlar arasındaki sound uyumu devreye giriyor. Tom Misch’in kullandığı gitar tonları ve vokal tarzı/efektleri ile Yussef Dayes’in davulları birbirinin üzerine çok estetik bir şekilde oturuyor. En önemlisi de, tüm albüm belli bir sound ekseninde gidip gelecek şekilde tasarlanmış; bütünlüğü koruyan bir yapısı olmakla beraber tekrarlara düşmüyor. Bu da ana akım dinleme alışkanlıklarına biraz ters düşerek, baştan sona kırk dakikalık bir yolculuk vaat eden albümü dinleme zevkini bizlere veriyor.

Tabi belli başlı parçalardan söz etmeden bu yazıyı tamamlamak uygun düşmez. Albümle aynı adı taşıyan çıkış parçası, benim hepsi arasından en beğendiğim parça oldu. Öyle ki, son on yılda çıkmış en iyi pop parçaları arasında da adını anacağımdan şüphem yok. Synth-bass kullanımları, yaylı partisyonları, tansiyonu başarıyla yöneten davullar bu şarkıda benim takdir ettiğim pek çok şeyden birkaçı.

Üçüncü parça “Nightrider”; Freddie Gibbs’in sonunda vokalleri ile katkıda bulunduğu, chill hip-hop ve belki biraz neo-soul havasında bir parça. Küçük gitar eklemeleriyle, özenle yerleştirildiği belli olan synthlerle, Tom Misch’in akılda kalıcı vokalleriyle bu şarkı da ayrı bir yere sahip bende. Albümdeki unutulmaz kısımlardan biri olmuş diyebilirim.

“Tidal Wave”de de yine benzer bir atmosferle karşılaşıyoruz ancak bu kez parça alışılagelmedik, oldukça etkileyici bir davul partisyonuyla bezenmiş. Nasıl nitelendirebileceğimi bilmiyorum, Yussef Dayes groove hissiyatını en yukarı seviyelerde tutarken aynı zamanda loopta gibi çalıyor.

“Lift Off”, tamamı “jam session”lardan var edilmiş bir albümde bu havayı en çok teneffüs edeceğimiz parçalardan biri. Başta John Mayer Trio olmak üzere birçok kayıttan tanıdığımız basçı Pino Palladino’nun oğlu Rocco Palladino, modern bir anlayışla örülmüş caz ve funk yürüyüşleriyle babasından geri kalır yanı olmayan bir performans sergilemiş bizlere. Birkaç parça sonrasında “Storm Before The Calm” da yine dinleyiciyi şaşırtarak bu büyük sounda eşlik eden ilgi çekici bir saksafon performansıyla albümü kapatıyor.

What Kinda Music, en nihayetinde beni ve birçok insanı daha tatmin edebilecek bir albüm olmuş. Zaten çıktığı günü takip eden haftalarda listelerin başlarında gelmesi de bunun en büyük göstergesi. Şu var ki, bahsettiğim “jam” atmosferinden dolayı albüm, müzisyen dinleyicilere bir miktar daha hitap ediyor olabilir. Yine de şimdiden senenin kanımca en iyi işlerinden biri haline geldiği belli olan, güncel trendlere ve deneysel yaklaşımlara duyarlı bir müziğin icra edildiği bu albümü tüm ilgililere tavsiye ederim.