Belki de en zor zamanlarımızı geçirdiğimiz 2020 yılının son ayında; Scott Mescudi, namıdiğer Kid Cudi, on yıllık uzun bir aranın ardından “Man On The Moon” üçlemesinin son albümü olan Man On The Moon III: The Chosen ile karşımızda! Albümde sanatçının kariyerinin başından beri birlikte çalıştığı Dot Da Genius ve Plain Pat’in yanı sıra; günümüzde saykodelik müziğin en çok tanınan isimlerinden biri olan -ki çoğumuz onu Tame Impala olarak tanıyoruz- Kevin Parker, Billie Eilish’in yapımcılığını üstlenen erkek kardeşi FINNEAS, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Pop Smoke, Trippie Red, Mike Dean, Emile Haynie,Take a Daytrip de yer  alıyor.  Hayatımıza Kanye West’in 808s & Heartbreak albümüyle giren ünlü sanatçı, 2009 yılında çıkan ilk LP’si “Man On The Moon: The End Of The Day” ile de Kanye West ile birlikte yakaladığı psychedelic rock/hip-hop “sound”unu derinleştirerek dinleyicileriyle buluşturmuştu. Day ‘n’ Nite ve Pursuit of Happiness gibi döneminin en hit şarkılarını içeren LP aynı zamanda Rolling Stones’un, ilk hali 2003’te yayınlanan ve 2012’de güncellenen En İyi 500 Albüm seçkisinde kendisine 459. sırada yer bulmuştu. Sanatçının 2010 yılında yayınladığı Man On The Moon II: The Legend Of Mr. Rager albümü ile de Mescudi’nin zihnine daha karanlık bir çehrede konuk oluyoruz. Bu albümünde, atlattığı kokain bağımlılığı ve “Mr. Rager” olarak adlandırdığı alter egosuyla yüzleşen sanatçı; içinde yaşadıklarını, dinleyicilerine tüm şeffaflığıyla yansıtıyor. Albümde Kanye West, 070 Shake, Jaden Smith, A$AP Rocky ve de Travis Scott gibi isimlerin beklenenin aksine yer almaması Cudi’nin önceki projelerinden ayrışan, keskin bir eser sunmak istediğini net bir şekilde gösteriyor.


           Act I: Return 2 Madness, Act II: The Rager, The Menace, Act III: Heart Of Rose Gold, Act IV: Powers şeklinde dört ayrı bölümden oluşan Man On The Moon III: The Chosen albümüne, “She Knows This” parçasının klibi görsel olarak eşlik ediyor. Albümle ilgili bir başka ilginç detay da hiç reklamı yapılmadan dinleyicilerle buluşmuş olması. Bunu, Kid Cudi’nin bu albümü ekonomik kaygılardan bağımsız bir biçimde onu hisseden dinleyicileri için yapmış olmasına bağlıyorum. Aynı zamanda “Man On The Moon” serisinin bütününde fark edebildiğimiz bir nokta. Keza, kendisi de bunu birçok parçasında ve Apple Music ile yaptığı röportajda belirtiyor. Her türlü “genre”ya karşı ilgili bir dinleyici olarak benim de kendimle özdeşleştirebildiğim yaşayan yegâne sanatçı olan Kid Cudi’nin, onu dinleyenlerin yalnız olmadığı hissini -bu albümde de- net bir şekilde yansıttığını görebiliyorum. Tüm parçalarında, onun da çoğumuz gibi, Pink Floyd’un ve Nirvana’nın yaptığı müzikten etkilendiğini ufak detaylarla da olsa fark edebiliyoruz. Uzun süreli tüketilebilen ve dinledikçe bizlere evrende süzülme hissini verebilen albümlerinin olmasını da Pink Floyd’dan çok etkilenip ilham almasıyla ilişkilendirebiliriz belki de. Albümlerinden alabildiğimiz uzun süreli haz sayesinde, hayatlarımıza müzikal anlamda oldukça yakından eşlik ediyor.  Tüm bu detayların yanında, yaptığı müzikle bizleri her zaman duygusal dünyasının en derinliklerine kadar özgürce sürüklemekten çekinmeyen sanatçı, yaşadığı her olayda takipçilerini bir nevi şahit konumuna getirmesiyle hatta onların da sanatçıyla beraber bu duygusal yolculuğa ortak olduğunu hissettirmesiyle öne çıkıyor. Yaşadıklarında bizi yanında görebiliyor adeta. Bu hissin karşılığı olarak kendisiyle ve duygularıyla dönem dönem yüzleşmiş her dinleyici, Kid Cudi’nin müziğiyle onları yalnız bırakmadığını görüyor. Cudi, 2016 yılında yaşadığı yoğun anksiyete ve intihara meyilli depresyon sebebiyle kendi ifadesiyle günlük hayatta her an duygularının içinde kaybolan incinmiş biri olduğunu ve hayatını bu takıntıların yönetmesinden yorulduğu için iyileşmek amacıyla rehabilitasyona gireceğini dinleyicilerinden özür dileyerek duyurmuştu. Bu süreci atlatıp projelerine devam eden sanatçının, sahne ismini amcasından ve Kid Cudi’den alan Travis Scott ile iş birliği yaptığı “The Scotts” adlı teklisi, bu sene uzun bir süre Billboard Hot 100 listesinde 1. sıraya yerleşmişti. Yaşadığı tüm iniş çıkışlara şahit olduğumuz sanatçı, bu yükselişi ve Man On The Moon üçlemesinin son albümü ile hepimize duygusal anlamda bir ilham kaynağı oluyor. Gelin hep birlikte dört farklı bölümden oluşan albüme bir göz atalım.


Act I: Return 2 Madness:

 “Intro”nun, serinin ilk albümlerini dinleyenlerin tanıyacağı şekilde başlamasıyla, dinleyicileri Ay’a doğru duygusal bir inişe hazırlıyor.

“Tequila Shots”, Kid Cudi’nin üçlemenin başından beri konu edindiği geçmiş sıkıntılarını, içindeki savaşları ve geleceğe dair heyecanını yansıtıyor. Parça; tiz synthleri, bassları ve melodik nakaratlarıyla serinin ilk iki albümünü bizlere anımsatıyor. “Dot da Genius” ve “Take a Daytrip” bu şarkıda yapımcı olarak karşımıza çıkıyor.

Act I: Return 2 Madness bölümünün üçüncü parçası olan “Another Day”, bir önceki parçadaki parti sahnesinin devamı niteliğinde. Cudi, Tell me where you’re going/ Tell me where you’re headed ile de kapanışta Mr. Rager’a ufak bir selam yolluyor. Bu parçanın yapımcılığında “Dot da Genius” ve “Take a Daytrip”in yanına “Nosaj Thing” katılıyor.

 “She Knows This”, Cudi’nin sınırları zorladığı partilerinden detaylar sunuyor. Cudi’nin kadınlara olan ilgisi, şarkının adında olduğu gibi içerisinde de bizlere yansıyor. Yapımcılarının “Dot Da Genius”, “J Gramm” ve “FnZ” olduğu şarkı, aynı zamanda Kid Cudi’nin Artist Spotlight Stories, “She Knows This – The Rager, The Menace” başlıklı klibiyle YouTube üzerinden bizlere sunuluyor.


Act I: Return 2 Madness bölümünün son parçası olan “Dive”, alkolün ve huzursuz hislerin hâkim olduğu temayla bizi karşılıyor. Parçanın yapımcılığında “Dot Da Genius”, “Anthony Kilhoffer”, “Aaron Bow” ve “Teddy Walton” yer alıyor. Cudi, daha öncesinde “Pursuit of Happiness” şarkısında birlikte çalıştığı elektronik rock ikilisi “Ratatat”a da bir gönderme yapıyor bu parçada. This is a just the sadness in me, sad times. dizeleri ise “Soundtrack 2 My Life” şarkısının adeta devamı gibi.


Act II: The Rager, The Menace

 Act II: The Rager, The Menace bölümünün başında yer alan “Damaged” şarkısı, albümün hikayesinde Cudi’nin kontrolden çıkmaya başladığı nokta gibi düşünülebilir. Hızlı yaşantının, partilerin ve kaçamakların sanatçıyı soktuğu bunalımı hissediyoruz bu parçada. Yapım aşamasında ise “Dot Da Genius” ve “Take a Daytrip” ikilisine “Mike Dean” katılıyor.

Bölümün ikinci parçası olan “Heaven on Earth”, Cudi’nin “rockstar” yaşantısını ele alıyor. Sanatçının bilinçaltındaki şiddete, ad-lips ve bass kullanım şekliyle şahit oluyoruz. Şarkının yapımcılığında “Dot Da Genius”, “DST The Danger” ve “Anthony Kilhoffer” isimleri yer alıyor.

“Show Out”, drill ve hip-hop türlerinin karışımlarından beklenilen sonuçların dışında bir eser olarak gözümüze çarpıyor. “Pop Smoke” ve “Skepta”nın da yer aldığı parçanın yapımcılık koltuğunda “Dot da Genius” ve “Plain Pat” oturuyor. Cudi bu parçada, enstrümantal anlamda özüne dönüyor adeta.

“Mr. Solo Dolo III”, Cudi’nin karantina sürecinde yaşadığı bağımlılıklarının ve sorunlarının dibini kazıyor. Tüm kariyeri boyunca hemcinsi olan hip-hop sanatçılarının birçoğunun aksine, her zaman zayıflıklarını paylaşarak maskülenitenin toksik kırılganlığını aştığını bizlere anlatıyor. Şarkıda duyduğumuz çığlıyıyla birlikte, üçlemenin geneline hâkim olan, yalnızlık teması bu şarkıda da varlığını sürdürüyor.


Act III: Heart Of Rose Gold

Üçüncü bölümün ilk parçası “Sad People”, Kid Cud’nin mental anlamda sağlıklı olmadığı zamanlarda bile sahip olduğu sınırları zorlama tutkusunu gözler önüne seriyor.

“Elsie’s Baby Boy (Flashback)” şarkısı, sanatçının annesiyle olan ilişkisinden bahsediyor. Küçük yaşta babasını kanser hastalığından ötürü kaybeden Mescudi, annesinin ne kadar zorlandığını paylaşıyor bizlerle. Parçada, “The Animals” grubunun “House of the Rising Sun” şarkısı sample olarak kullanılmış.

“Sept. 16” Kid Cudi’nin hayat arkadaşı olan, Raquel “Rocky” Deriane’nın doğum gününe tekabül ediyor. Sanatçı, onu bir ilham kaynağı olarak görüyor. Billie Eilish’in kardeşi  ve yapımcısı olan FINNEAS şarkının yapımcılığını üstlenmiş.

Cudi’nin depresyona girmekten kaçamadığını ifade ettiği ve her zaman onunla yolculuk eden hayranlarına teşekkür ettiği “The Void” parçasının yazım sürecinde “Mike Dean” de sanatçıya destek oluyor.

“Lovin’ Me”; Cudi’nin daha önceki albümlerinde Ratatat, MGMT, St. Vincent, HAIM ve Father John Misty gibi indie müzik sanatçılarıyla birlikteliklerine “Phoebe Bridgers” ile bir yenisini ekliyor. Öz sevgi üzerine sözleri ve ikilinin karşılıklı vokalleriyle “Lovin’ Me”  yüreklerimize dokunuyor.


Act IV:Powers

Albümün dördüncü ve son bölümünün ilk parçası olan “The Pale Moonlight”,  daha önceki albümlerde de yapımcı olarak yer alan “Ratatat”ın imzasını taşıyor. “Rami Beatz” ve “Dot da Genius” ikilisinin de yapımında katkıları olan parça, Cudi’nin umursamaz ruhunu açıkça yansıtıyor.

“Rockstar Knights” parçasında “Trippie Redd” ismini görüp en başta Cudi ile ilişkilendiremeyenlerin çoğu muhtemelen parçayı dinlerken yüksek sesle şarkıya eşlik etmiştir. Bu parçanın “trippy” havası, trap sevenlere de farklı bir deneyim öneriyor.

“Man On The Moon” üçlemesinin sondan bir önceki parçasında Kid Cudi, sorunlarla büyüyen tüm çocuklara asla yalnız olmadıkları mesajını iletiyor. “4 da Kidz”, yarattığı atmosferle dinleyicilere üçlemenin ilk albümündeki “Soundtrack 2 My Life” şarkısını hatırlatıyor.  

“Lord I Know”, albüme ve “Man On The Moon” üçlemesinin bütününde kendimizi bulduğumuz evrene pek yakın bir parça. Albümün son şarkısı olan “Lord I Know”, sanatçının yaşadığı zorlukların üstesinden nasıl geldiğini anlatırken, sonunda Cudi’nin kızı “Vada” tarafından seslendirilen to be continued sözleriyle hepimizde heyecanlı bir beklenti yaratarak bizlere veda ediyor.

Kid Cudi’nin Apple Music için Zane Lowe’a verdiği röportaj.