Özge Gürbüz’ün yazısıdır.

BluTV, bundan bir sene önce Behzat Ç.’nin yeni sezonunun gelmeyeceğini açıkladığında dizinin hayranları hayal kırıklığına uğramıştı. Ancak bunun yerine gelmesi planlanan “Saygı”nın duyurulmasıyla, uzun süreli bekleyiş Ekim 2020’nin bitmesine kısa bir süre kala sona erdi. Artık sıklıkla rastladığımız hikâyenin, olay örgüsündeki farklı bir karakterden ilerlemesi durumunun bir örneği de “Saygı” oldu. Behzat Ç.’nin rakibi ve dizinin sevilen karakterlerinden biri olan Ercüment Çözer (Nejat İşler) ile Helen-Savaş ikilisinin hikayesine odaklanan yapım, olay örgüsü ile oyunculukları sayesinde daha ilk bölümlerinden itibaren beni etkisi altına aldı.

Ercüment Çözer karşımıza bir anti-kahraman olarak çıkıyor ve dizinin ilk sahnesinden itibaren nasıl bir karaktere sahip olduğunu seyirciye yansıtıyor. Hem maddi anlamda hem de sosyal statü anlamında oldukça güçlü olan ve gücünü kendi doğruları adına kullanmaktan çekinmeyen biri Ercüment. Hassas olduğu noktalar ise insanların yaptığı “saygısızlıklar”, Ercüment’in aşağılık olarak gördüğü davranışlar ve toplumun genelinde gördüğü haksızlık, adaletsizlik durumu. Bunların karşısında kendi adaletini sağlamak istediğinden, çözüm yolunu bu kişileri bizzat cezalandırmak olarak görüyor. Evinde kurduğu hapishane/akıl hastanesi tarzı binaya, emrinde çalışan adamlara yakalattığı suçlu kişileri hapsedip önce “iyileştirmeye” çalışıyor, sonrasında ise tedaviye cevap vermediğini düşündüklerini öldürerek ortadan kaldırıyor. Bu noktada ona Yavuz (Erkan Can) karakteri yardımcı oluyor.

Buraya kadar her şeyin bir çizgi roman realitesinde ilerlediğini söyleyebiliriz. Dizi, gerek yarattığı atmosfer dolayısıyla (çoğu zaman karanlık ve puslu) gerekse fazlasıyla aksiyon-şiddet içeren haliyle bir çizgi romanı oldukça andırıyor. Fakat dizinin, toplumun işleyişiyle ilgili kurduğu bağlar da göz ardı edilmemeli. Hasret Yakar’ın (Rojda Demirer) sunduğu Müge Anlı ile özdeşleşmiş tarzdaki bir program, Ercüment’in hedeflerini bizzat seçtiği platform oluyor. Burada da günümüzde olduğu gibi adalet arayan insanların başvurduğu farklı mecralar olması gerçeği ön plana çıkıyor. Bunun yanında Ercüment’in, Hasret karakteriyle olan yakınlığı ise dizinin ilerleyen bölümlerinde kritik bir hâl alacağa benziyor.

Helen ve Savaş (Miray Daner-Boran Kuzum) karakterleri Ercüment’in karşısına ilk kez bu programda çıkıyor. Program sırasında öldürdükleri insanı neden öldürdüklerini açıklamak için programa bağlanan ikili; toplumdaki adaletsizliklerden, yaşanan haksızlıklardan ve yapılan kötülüklerin cezasız kalmasından duydukları öfkeyle hareket ettiklerini anlattıkça Ercüment karakteri ile ortak noktada buluştukları ortaya çıkıyor ve Ercüment bu ikilinin peşine düşmeye karar veriyor.

Helen ile Savaş’ın hikayelerinin içi de bir hayli dolu. Helen, o küçükken kendisini ve annesini terk eden babasının izinden giderek üniversitede fizik okuyan ancak asıl tutkusu oyunculuk olan bir karakter. Babası ile olan kopuk ilişkisi ve yalnız büyüdüğü gerçeği onu güçlü bir konuma getirmiş. Helen okul kulübünün tiyatro gösterisinde yer alırken onu defalarca izlemeye gelen Savaş, bir gün kuliste onunla konuşmaya gelince ikilinin yolları kesişiyor. Savaş ise tipik bir “Türk ailesi” konumundaki ailesi ile arası hiç iyi olmayan ve babasının ona bulduğu bir işte çalışıp okumayan yalnız bir karakter. Buluşup ayrıldıkları gecenin devamında, Savaş’ın tacizci taksici ile yaşadığı olay hikâyeyi farklı bir yöne çekiyor. Kendini savunmak için adamı öldüren Savaş, ne yapacağı konusunda büyük bir ikileme düşüyor. Sonrasında ise Helen karakterinin de ona tecavüz etmeye çalışan kişiyi meşru müdafaa bir biçimde öldürmesiyle işler sarpa sarıyor.

Helen ve Savaş karakterlerinin, kendilerini savunmak adına işledikleri bu cinayetlerden sonra toplumdaki adaletsizlikler için savaşmaya nasıl karar verdikleri henüz açıklığa kavuşmuş değil. Ancak ikinci bölümün son sahnesinde, ikilinin tam bir cinayet işlediği sırada karşılarına çıkan Ercüment Çözer, kendini polis olarak tanıtıp onların güvenini kazanacağa benziyor.

Dizi, genel anlamda; adaletin yerini bulmadığını düşünüp buna öfke duyan ve harekete geçmeye karar verip kendi adalet anlayışlarını sergileyen karakterlerin davranışlarıyla şekilleniyor. Bazı sahnelerde güncel haberlerden oluşan hızlı seçkiler, dizinin politik duruşunu güçlendiriyor. Helen ile Savaş’ın maske takması ise “V for Vendetta”ya bir gönderme olabilir. Bunun yanında özellikle Ercüment karakterinin yansıttığı tutumun anarşizm olmadığını, kendisi açıkça dile getiriyor. “Anarşist olmak için fazla zenginim.” sözlerinin yanı sıra “Benim yarattığım kanunlar polisinkilerden daha güçlü!” diyecek kadar da kendine ve adalet anlayışına güveniyor.

“Saygı” şu anlık kimi noktalarda bazı soru işaretleri bırakıp, inandırıcılıktan uzaklaşabiliyor.  (Karakterlerin kısa süre içinde geçirdikleri evrimler, Ercüment karakterinin Helen’in babasıyla olan sohbeti vs.) Bunun yanında Behzat Ç. dizisinde görebileceğimiz gerçekçi akış ve doğal atmosfer etmenlerini bu dizide o denli net bir şekilde karşımıza çıkmıyor.

Ufak tefek eksikliklerine rağmen “Saygı”, değindiği konular itibariyle ilgiyi hak ediyor. Güçlü oyuncu ve yapım kadrosu ile de ilerleyen bölümlerde hikâyenin gideceği yönü merakla bekletiyor.