Sude Demirbaş’ın yazısıdır.

Müzik, bazı insanların hayatlarını nasıl değiştiriyorsa bazı insanlar da müziği değiştiriyor. Pop, funk ve rock müziğin ikonlarından biri olarak akıllara kazınan Prince, hiç şüphesiz müziği değiştirenlerden birisi. Bugün, ölümünün 5. yılında Prince’in kariyerinin en önemli anlarından; müzik dünyasını sesiyle, imajıyla ve fikirleriyle sonsuza dek ne denli değiştirdiğinden bahsetmek istiyorum. 

Prince’in kariyeri, adını doğduğu yerden alan, funk-rock şarkısı “Minneapolis Sound” ile başladı. Ortaokul yıllarındayken “Grand Central” grubunu kurdu, 1977’de ise “94 East” grubunun içinde yer aldı.  Hard rock’ın en revaçta olduğu 1970’li senelerde rock, pop ve funk müziği birleştirdiği şarkıları, sürekli olarak farklı müzik ve sesler denemesi onu diğerlerinden farklı kıldı ve belki de onu, bu kadar insanın tanımasını sağladı. 1978’de “For You” adlı ilk albümünü yayınladı, bu albümünde kendisinin 27 farklı enstrümanı çaldığını söylemeden geçmemek gerek. 1979’da “Prince” adlı ikinci albümündeki “I Wanna Be Your Lover” şarkısıyla liste başlarına yerleşti ve daha da tanınır hale geldi. 1981’de “Controversy” albümüyle birlikte kendi müziğini “Controversy Music” olarak adlandırmaya başladı, sonraki 16 albüm boyunca.  

Prince’in liste başlarında yer alan şarkısı “Little Red Corvette” (1999), Afrikalı-Amerikan sanatçıların müzik piyasasında öne çıkmak için en zorlandığı dönemde MTV’de yayınlandı. Böylece farklı seslerin ve yeteneklerin Amerika’nın en popüler televizyon programlarında yer almasının önünü açtı.

 Ardından kariyerinin en önemli adımı sayabileceğimiz “Purple Rain” albümünü çıkarttı. Bu albüm, 24 hafta Amerikan albüm listelerinin başında kaldı. Kendisinin de yer aldığı ve hayat hikayesinden esinlenilerek oluşturulan, “The Revolution” ile soundtrack’ini hazırladığı “Purple Rain” filmi ise birçok ödül aldı. Film ve albüm Prince’in aynı anda 3 alanda listelerde zirvede olmasını sağladı: En iyi Amerikan filmi, albümü ve şarkısı. Albümdeki “Darling Nikki” adlı eseri ile yazısının sakıncalı olduğu düşünülen eserlerin kapağında “Parental Advisory: Explicit Content” yazması için bir başlatıcı oldu. Şarkı aynı zamanda PRCS’nin “Filthy Fifteen” listesinde ilk sırada yer aldı.

Purple Rain başarısından sonra da ses getiren albümler, filmler çıkmaya devam etti. Albüm çıkmadan hemen önce “spiritüel bir uyanış” yaşadığını ifade ederek çıkarmaktan son dakika vazgeçtiği “The Black Album” de bunlara dahil. 

Prince, sadece yaptığı müzikler ve filmler değil de savunduğu düşüncelerle de müzik piyasasında iz bıraktı. Şarkılarının söz yazarı olmasının yanı sıra, eserlerinde birçok enstrümanı da kendisi çaldı. Michael Jackson’ın “Off The Wall” albümünde 40 müzisyen ve 15’ten fazla besteci ve aranjörle çalıştığını düşünürsek, vokalleri bile kendisi kaydeden Prince’i biraz daha abartabiliriz bence. Kendi müzikleri üzerinde tamamen kontrol sahibi olmaya çalışarak ürettiği yenilikçi, farklı eserlerle sanatçılara yaratıcı ve bağımsız olmaları konusunda ilham kaynağı oldu. Yayınlama haklarını güvenceye aldığı, kısıtlamalara izin vermediği ilk albümünden itibaren Prince müzik piyasasını etkilemeye başladı.

  Müziklerinin ne video oyunlarda ne parodilerde kullanılmasına izin veren Prince’in en büyük anlaşmazlığı ise kendi plak şirketi “Warner Bros.” ile oldu. Warner Bros., Prince’e sağlaması gereken hakları sağlamayıp kendi istediği şekilde müziğini yapmasına izin vermeyince Prince, sözleşmesini iptal etmek istedi. Şirket, ayrılmasına izin vermeyerek Prince isminin haklarını elinde tutmaya devam etti. Bunun üzerine Prince, ismini telaffuz edilemeyen bir aşk sembolü olarak değiştirdi, bu sembol erkek ve kadın cinsiyet sembollerinin bir birleşmesi gibiydi. Rolling Stone, aldığı bu kararı “rock tarihindeki en cesur kariyer hareketlerinden biri.” olarak nitelendirdi. Aynı zamanda herkese açık alanlarda yanağına yazdığı “slave” yazısıyla da haklarını savunmaya, direnmeye devam etti. Bu sırada ona Warner Bros.  adı altında şarkı yayınlaması zorunda olduğunu söyleyen şirketine de aceleyle yazılmış, şirketi azarlayan şarkılarını verdi. Bu süreçte yazdığı şarkılar pek başarı elde edemedi.

Plak şirketinden ayrılmasına rağmen kendi plak şirketiyle müziklerini yayınlamaya, müziklerini online olarak satmaya devam etti ve dönüşünü “Emancipation” albümüyle yaptı. Bu sırada “Eskiden Prince olarak bilinen sanatçı”, “Sembol” veya “The Artist” olarak anılmaya başlandı. Özellikle 2000’lerden itibaren plak ve yayın şirketleriyle, Youtube ve eBay gibi markalarla, karaborsadakilerle savaştı. Hatta Youtube’da şarkısına dans eden bir kadına, konserden görüntüler paylaşan hayranlara, dosya paylaşma sitelerinden şarkılarını paylaşanlara dava açtı. 

Prince, müziğinin yanında renkli imajıyla da akıllara kazındı. Gerek kostümleri gerek davranışları ve cinsel kimliği, toplumun sınırlarını genişleterek onu bir figür haline getirdi. 2000’lerle birlikte eski adına geri dönen Prince; habersiz çıkardığı şarkılar, spontane verdiği konserler ile insanları şaşırtmaya devam etti. Birçok Grammy ödülü aldı. Acclaimed Music’in listesinde tüm zamanların en büyük 7. Sanatçısı, Rolling Stone’da ise tüm zamanların en iyi 28. Sanatçısı olarak yer aldı. 2007’de 21 gece üst üste, 50 saati aşan konserler vererek müzikle arasındaki bağı tekrar göstermiş oldu. 

Prince, yıllar geçse de müzik dünyasındaki en etkili isimlerden biri olarak hatırlanmaya devam edecek. Müzik dünyası ve kültürüne katkıları, eşsiz eserleri hiçbir zaman yok olmayacak. Müthiş kariyeri, sesi, imajı, fikirleri birçok enstrümandaki yeteneği, usta yapımcılığı, ilgi çeken şovları, kıyafetleri, müzik endüstrisine meydan okuması, hak savunuculuğu… 57 yaşında hayata gözlerini yuman Prince efsanesi, ürettiği 40’a yakın albümünde yaşamaya devam edecek.