Ayşe Sinem Kayır’ın yazısıdır.

“Görünmeyen bir duvar örülmüşse aramıza, ona görünmeyen delikler açabiliriz pekâlâ. Hadi, uzatın ellerinizi birbirinize doğru.” diyor oyunun başlarında moderatörümüz Alican Yücesoy. Ve “Map To Utopia” evreninde bir yolculuğa çıkıyoruz hep birlikte. Mavi, sarı, kırmızı, yeşil… Bir şehir, dört farklı semt ve birbirine hem çok uzak hem de çok yakın karakterler. “Map To Utopia” evreni, izleyicisini pasif bir konumdan çıkarıp aktif bir katılımcıya dönüştürürken farklı karakterleri tanıma, onlarla uyuşma veyahut da çatışma deneyimi yaşatıyor biz izleyicilerine. 

İKSV Tiyatro Festivali kapsamında dört temsil veren oyun; tamamen dijital platformda, Zoom uygulaması üzerinden gerçekleşti. Oyuncuları Alican Yücesoy, Elif Ürse, Ersin Umut Güler, Gizem Erdem ve Okan Urun. Platform Tiyatro ve “Fringe Ensemble” ortak yapımı olan oyun; yapımcısı, yönetmeni, oyuncuları ve tüm teknik ekibiyle, seyircilere yaşattıkları bu farklı deneyim sayesinde unutulmaz olacağa benziyor. 26 Kasım 2020’de, festival kapsamındaki son temsiline katıldığım bu performanstan bahsetmek istiyorum sizlere.

Oyuna girmeden önce düşünürken duruma bir kez daha hayret ederken buldum kendimi. Çok değerli oyuncular göreceğim birazdan ama işin garibi onlar da beni, biz izleyicileri görecek. Görmekten öte bir şeyler paylaşacaklar, konuşacağız. Alıştığımız tiyatroda, pür dikkat sahneyi izlerken konuşmaktan öte bazen kendimizi unutuyoruz. Ama burada öyle değil; başka bir platforma girdiğimizi, artık kendi evrenimizde, odamızda olmadığımızı hissediyoruz oyuna girdiğimizde ama bir şekilde bu yeni ortamın içindeyiz ve burada varız hâlâ. “Ben, ben değilim artık; küçük bir parçamın temsiliyim bugün; sevdiğim ya da karşı çıktığım biriyim, izleyiciden öteyim. İşte oyuncular, ayrılacağımız semtlerin moderatörleri de burada. Monologlarını yalnız bana okuyorlar, tiratlarını yalnız ben dinliyorum. İşte benim gözlerimin içine bakarak söylüyorlar cümlelerini.” diye geçiriyorum aklımdan oyunun içindeyken. Kalabalık bir kitleyiz ama izleyicinin kendini özel ve tek hissettiği anlar da yaşanabiliyor bazı noktalarda.

Oyunun devamında moderatörlerimizin yönlendirmeleriyle farklı kişiler oluyoruz, yeni yerlere gidip yeni insanlar tanıyor, yeni dertler ediniyoruz. Oyuna girdiğim halim ile çıktığım halim farklı, hissedebiliyorum bunu. Dijital tiyatro, ekrandan bir oyun izlemek gibi kavramlar bazılarımıza hala yabancı ve kabul edilemez gelebilir belki ama bu oyunda, bu ikisinden de farklı bir şeyler var. Kurgusu alışılmışın dışında, izleyiciye bakışı alışılmışın dışında. Belki sanatın yeni bir formu belki de tiyatronun yeni bir formu ama kesinlikle yeni bir şeyler var. Oyunun bitiminde semtlerimizden “agora” denilen ortak alana döndüğümüzde, oyuncuları tebrik ettikten sonra oradan çıkmak istemedim uzunca bir süre. Etkisi ise uzun zaman benimle kalacak gibi duruyor. Deneyimlediğim bu yepyeni tiyatro biçimi yani “gamified theatre”, benim hep hatırlayacağım bir anı olacak. Bu projede emeği geçen herkese, tüm ekibe bir kez daha sonsuz teşekkürler.

Son olarak, oyunun bitiminde o anki düşüncelerimi yazdığım yazıdan bir kesitle bitirmek istiyorum bu yazıyı: “Hepimiz çok farklı görünsek de yaşadığımız bu şehir, bu semt bizi birbirimize bağlıyor aslında. Yolda yürürken yanından geçip gittiğimiz o tanımadığımız insanla bir bağımız var. Dünyanın bir ucunda belki de hayatımız boyunca görmeyeceğimiz o kişiyle aramızda bir bağ var. Ve son olarak bir başkası olma ihtimalini düşünüp empati kurmaya ve tartışarak en doğruya ulaşmaya ihtiyacımız var. “