Décollage: Burak Şentürk

Simay Salman’ın yazısıdır.

Décollage’ın yeni bölümünde konuğumuz eserlerinde animasyonun tanıdık yüzleri ve canlı renklerle bizlere ayrı bir dünya sunan Burak Şentürk! Burak Şentürk, sanat kariyerine 10 yaşında Oğuz Aral yönetimindeki mizah dergilerine karikatür götürerek başladı. Sanatı bu ortamda şekillenen sanatçı, eğitimine Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Grafik Anasanat Dalı bölümüyle devam etti. Yıllar içerisinde Apple, Spotify, Green Day, Red Bull, Nike Sportswear, Star Wars-Disney Türkiye, Converse gibi global isimlere çalışmalar yaptı. Sonrasında yaptığı illüstrasyonlarla çocuklara yönelik çalışmalara ağırlık verdi ve katıldığı ilk karma sergi, kendisinin de en genç üyesi olduğu Çocuk İllüstratörleri Derneği tarafından gerçekleştirildi. Burak Şentürk’ün çalışmalarını ve gelecek işlerini sanatçının Instagram hesabından takip edebilirsiniz. 

Burak Şentürk’ün hazırladığı çalma listesi eşliğinde zevkli okumalar dilerim!

Bildiğimiz kadarıyla aynı zamanda bir albümünüz de var. Müzisyen kimliğinizin sanatsal bakışınıza ve eserlerinize bir etkisi oluyor mu? Oluyorsa aralarındaki aktarımın nasıl gerçekleştiğinden bahsedebilir misiniz? 

Evet, grubum Kapsül ile geçmişte yaptığımız birkaç albüm var. Müzisyenliğin bana getirdiği avantajlardan biri çalışma disiplini ve enstrüman hakimiyeti için bolca tekrar ve pratik yapma alışkanlığı. Ayrıca ön yargılardan olabildiğince arınma gayretini de kazandırdığını söyleyebilirim.


Profesyonel anlamda müzikle uğraştığım dönemde birbirinden farklı türleri dinleyip kendi bakış açımla yorumlayarak, müziğimi farklı ve orijinal bir bakış açısı ile insanlara sunmaya çalışıyordum. İllüstrasyon kariyerimde de kabaca aynı yöntemi kullandığımı söyleyebilirim.

Biraz da dijital çizim ve NFT hakkında konuşmak isterim sizinle. Bazı insanların sanatı dijital ortamlardan uzağa konumlandırması ve sanatla dijital dünyanın birleştirilmesine sanatın kendisine ve tarihine saygısızlık olarak bakmaları tartışmalara yol açtı. Peki dijital sanat sizin için nasıl bir noktada?

Sanatın nasıl ve neye göre tanımlandığı ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Benim bakış açım, üretimdeki yöntemlere takılmaktan çok sonuca odaklanmak yönünde. Üretimin sonucunda iyi bir çıktı alındıysa ve bu eser bir farklılık yaratıyorsa bence değerlidir. Dijital veya geleneksel, sanatçı tarafından bir eser üretiliyor ve bu üretim sürecinde bir yöntem kullanılıyor. Üretim yöntemini kullanarak “dijital sanat” şeklinde bir tanımlama yapmak bana saçma geliyor. Nasıl ki kağıt üstüne akrilik boya ile yapılan sanata “akrilik sanat” ya da “kağıt sanatı” demiyorsak, dijital yöntemlerle üretilen bir esere “dijital sanat” dememeliyiz diye düşünüyorum. Son dönemde sıkça rastladığımız “NFT sanatçısı” tanımı da buna benzer bir yanlış tanımlama.

NFT çıkmadan önce dijital çizimlerle ilgili bir diğer eleştiri de çok kolay kopyalanabiliyor olması ve orijinalliğinin, kime ait olduğunun şüpheli kalabiliyor olmasıydı. NFT’nin, eserin yaratıcısını ve alıcısını koruyan bir yapıda olduğunu biliyoruz. Siz günümüz dünyasında NFT’yi nerede konumlandırıyorsunuz?

Az önceki konuya bağlayarak cevap vereyim. Oluşturduğunuz eseri NFT sayesinde eşsiz bir kontratla blockchain sistemine kaydetmiş oluyorsunuz. Koleksiyoner için de eserin size ait olduğu yönünde bir taahhüt oluşturmuş oluyorsunuz. Ancak hala net olmayan bazı hukuki konular var. NFT ve Metaverse gibi konularda henüz yolun çok başında olduğumuzu düşünüyorum. Zaman içerisinde daha farklı ve stabil bir hal alacaktır. Olgunlaşmasının uzun zaman alacağını düşünüyorum.

Genelde NFT’yi takip edenler arasında eserin fiyatı zaman zaman sanatsal değerinin önüne geçebiliyor. Siz bu durumu bir sanatçı gözünden nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gerçek hayatta nasılsa artık burada da çok farklı değil. Başlardaki abartılı pozitif hava dağıldı ve yerini kan, ter, gözyaşına bırakıyor. 

NFT’nin yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. İnsanların büyük bir kısmı konuya “herkese para dağıtılan bir mecra” gözüyle baktığı için gelişime ve özellikle de kendi akıl sağlıklarına zarar veriyorlar. Çünkü kalabalık bir kesim bir koyup beş almak peşinde. Herkesin kazandığı bir gerçeklik maalesef mümkün değil.

Eserlerinizde çok canlı bir renk paleti ve bunun yanında kaotik bir ortam gözlemliyoruz. Yarattığınız bu atmosferden ve nasıl bu tarza ulaştığınızdan bahsedebilir misiniz?

Uzunca bir aradan sonra tekrar çizmeye karar verdiğimde çok fazla araştırma yaptım ve kendime gerçekten ne istediğimi sordum. Bir seneden fazla bir süre bana özel bir anlatım yakalayabilmek için kendimle uğraştım diyebilirim. İnsanın kendisine karşı dürüst olmasının ve gerçekte ne istediğini bulmasının ne kadar zor olduğunun farkına vardım.

Bu dönemin sonunda gördüklerimi, düşündüklerimi her türlü duygu halini karşı tarafa geçirmenin kendimce bir yolunu bulmayı başardım. Kaotik diye nitelendirdiğiniz ortamda aslında zıtlıkların hiyerarşisi ve kakofoni mevcut. Bu genellikle insanların çok hoşlanmayacağı bir görsel önerme olabiliyor. İşte bu noktada renk paletinin her şeyi değiştirebildiğini fark ettim. Bir yerlerde insanı ürkütebilecek şeyler oluyor, ancak bunu pozitif  bir renk paleti ile sunuyorsanız bakış açılarını değiştirebiliyor ve gerilimi törpüleyebiliyorsunuz. Uzun yıllar sonunda kazandığım tecrübeye dayanarak artık renk paletini önem sırasında en başa koyuyorum.

Eselerinizde pek çok kurgusal karakterle de karşılaşıyoruz: Super Mario, Sailor Moon, SpongeBob SquarePants, Popeye… Bu karakterleri herhangi bir çocuğun hatırlayış şeklinden farklı, alışılmışın çok daha dışında pratiğe dökmenizin sebebi onların geçmişinizde böyle yer etmesinden mi yoksa onların daha farklı yönlerini göstermek istemenizden mi?


Popüler karakterlerin alışılmışın dışında bir bakış açısıyla ya da bir paralel evrende nasıl görünebileceği konusuna bir dönem kafayı takmıştım. Hatta bu karakterlerin ait oldukları farklı evrenleri birleştirdiğimizde buradan nasıl sonuçlar diye de çok düşündüm. Bazılarını da yeniden kurguladığım oldu. Sanırım bu durumu “oyuncağını parçalayıp içinde ne olduğunu görmek isteyen bir çocuk merakı” olarak tanımlayabilirim.

Zaman makineniz olsa hangi yıla giderdiniz?

Geçmiş olduğu yerde, öyle güzel. Gelecek de korkutucu. Üşenip gitmezdim büyük ihtimalle.

Bir gününüzü tarihten biriyle geçirme şansınız olsaydı kim olmasını isterdiniz? 

Pearl Jam Ten albümünü kaydederken orada olmak isterdim.

Başka bir gezegende yeni bir hayat kurmak mı yoksa dünyayı kurtarmak mı?

Hala şansımız varken dünyayı kurtarmak daha kolay olabilir. 

Favori kurgusal karakteriniz?

SpongeBob.

Gördüğünüz andan beri aklınızdan çıkmayan sanat eseri?

Gustav Klimt “Death and Life”.

Yazı oluşturuldu 99

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön